Yaşadığımız coğrafyada insanlar siyasi tahakkümlerle, işgal ve işkencelerle, iç çatışmalarla, cehaletle boğuşurken çevre sorunlarını irdelemek, öncelik olmadığı düşünülerek gereksiz gelebilir. Öte yandan dünyanın genelinde bir kıyamet beklentisi başgöstermekte. Şükrü Hüseyinoğlu bu sayıda şöyle diyor; “Farkında mısınız, alemlerin Rabbi yüce Allah’ın insanlar için imtihan alanı olarak varettiği yeryüzünün sonu demek olan kıyamete inanmayanların da artık bekledikleri bir kıyamet var. Bu “seküler kıyamet”, küresel ısınma merkezli yaşanacak ve dünyayı yaşanmaz bir gezegen haline getirecek felaketler dizisini ifade ediyor. “Seküler kıyamet” senaryolarıyla ilgili hemen hergün ürkütücü raporlar yayınlanıyor, haberler, belgesel filmler yapılıyor.”

İnsanların yaşadıkları korku ve dehşet, ürettikleri felaket senaryoları sahip oldukları kimlikleri ve durdukları yer nedeniyle müslümanlarca genelde önemli bulunmuyor. Küresel ısınma kavramı çerçevesinde analiz yapanlar arasında ABD eski başkan adayı Demokrat lider Al Gore gibi liberal kanattan gelenler, sosyal demokrat kökenliler ve doktrinel sosyalistlerin de olduğunu, “Küresel Isınma Yolun Sonu mu?” başlıklı makalesinde belirten Abdullah Sayar küresel ısınma karşıtı duruşları sorgulamakla birlikte felaket beklentilerinde pek de haksız sayılmadıklarını ifade ediyor.

Eğer gerekli önem gösterilmezse, müslümanlar kendilerini müfsidlerden ayırmakta güçlük çekeceklerdir. Zira içinde, üzerinde yaşadığımız ortam tehdit altındadır. Onu tehdit eden ise -bilinçli ya da bilinçsiz- ifsad eylemlerinde bulunanlardır. Bir müslümanın bilinçsiz olduğu gerekçesi ile diğer zalimlerle birlikte ifsad eylemlerinde bulunması düşünülemez.

Öte yandan muslih bir kul olmamızın gereği israftan kaçınmak son derece gerekli bir durum olmasına karşın farkında olmadan ne vahim israf davranışlarına girdiğimizi sorgulamak gerekir. Eğer bu sorgulamayı ertelersek, Rabbimizin bizi halife kıldığı yeryüzüne ihanet etmiş sayılacağız. Eğer bu konuda ıslahatçılardan olmazsak, varlığımızı, tebliğimizi, mücadelemizi, dinimizi sürdürdüğümüz bu zemine zarar vermiş olacağız.

Öyleyse çevremizin ifsad edilmesini irdelemek ve çözüm yollarını araştırmak yarına ertelenemeyecek bir sorumluluk ve tevhidi mücadelemizin ayrı düşünülemeyecek bir parçasıdır.