Ekolojik ifsad eskiden beri insanoğlunun sorumsuzluğunun bir sonucu olarak yaşanmaktaysa da son yıllarda etkisi iyice hissediliyor ve buna bağlı olarak yaşanan küresel ısınma hızını iyice arttırıyor. Yaklaşık 10 sene önce yürürlüğe giren Kyoto Protokolü ise buna çare olmaktan uzak.

“İnsanoğlu yeryüzünü yaşanmaz bir yer haline getirmekle aslında bindiği dalı kestiğinin de farkındadır. Fakat, kapitalist tamahkarlık, bu farkında oluşun bile dizginleyemediği bir azgınlığı ifade ettiği içindir ki, çevresel sorunların hissedilir derecede artış göstermesi bile insanoğlunu frenlemeye yetmemektedir” diyen Şükrü Hüseyinoğlu, yazısında ekolojik ifsadın ulaştığı vahim sonuçlara değiniyor.

“Aklın ve vahyin eşliğinde küresel tehdite karşı ne yapmalıyız?” başlıklı makalede içinde bulunduğumuz duruma atıflarda bulunuluyor. Artık dünyanın dengesi iyice altüst olmuş durumda; buzullar eriyor, ayılar kış uykusundan erken uyanıyor, Afrika çölleşiyor, mevsimler değişiyor, arılar yok oluyor ve buna bağlı olarak bitkilerin döllenmesi imkansızlaşıyor, bitki ve hayvan türleri azalıyor. Yeni hastalıklar türüyor, gelişmiş (!) bazı ülkeler ötekilere çöp kutusu muamelesi yapıyor.

Dünya halkları yavaş yavaş bu felakete dur demeye doğru hareket ederken çoğu ne yapacağını da bilemiyor. Çöplerin toprağa zarar vermemesi için geri dönüşümü mümkün olacak şekilde ayıran insanlar evlerine birden fazla tv alabiliyor. Halbuki televizyonun oluşturduğu enerji israfı da küresel ısınmayı tetikleyen en ciddi unsurlardan biri. Havayı kirletmeyelim derken toprağı kirletiyoruz. Suyu kirletmeyelim derken zamanı israf ediyoruz. Bireysel çözümlerle dünyayı kurtaracağımızı zannediyor ve ekolojik ifsadın en büyük tetikçilerinin küresel kapitalist güçler olduğunu unutuyoruz. Murat Kurtuldu, bir yaşam tarzını boykot etmenin önemini vurguladığı yazısında şu tespiti yapıyor; “Gerçekten de içinde yaşadığımız dünya artık bizim tüketim alışkanlıklarımızı kaldıracak durumda değil. Ancak buna rağmen “Müslümanlarda dahil” hemen her kesimden insan “parasını ver ve kirlet” hoyratlığı ile yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Daha önce ihtiyaç olarak algılamadığımız, hayatımız için gereklilik olarak görmediğimiz pek çok ürün artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.”

Ayrıca aynı makalede şunu da belirtiyor; “Gerçekten de tüketim toplumu gerek bugün insanlığı, gerekse de küresel çapta çevresel ifsadı yaygınlaştırırken insanlara somut hiçbir çözüm ve kalıcı hiçbir mutluluğu vaat edememektedir. Tüketim toplumu “bugünü yaşa!” felsefesine inanır. “An”dan zevk almaya odaklanmış bir yapılanma da ne kendi üretimlerinin / tüketimlerinin yarattığı problemleri ne de o problemlere karşı duracak bir çözüm önerileri geliştirebilecektir.”

Bugün ekolojik ifsad geri dönülmesi güç noktalara ulaşmış, artık hayat tarzımızın içine işlemişse bundaki payımızı sorgulamalı ve hiç vakit kaybetmeden ifsad edici/bozgunculardan ayrılıp, ıslah edicilerin arasına katılmalıyız, kardeşlerimizin ya da torunlarımızın katili olmadan.